Afrika her alanda kendi kendine yetecek bir kıta. Bunu yalnızca altın, bakır gibi madenler, doğal güzellikler ya da tarım, hayvancılık gibi faaliyetlerdeki bereketli çıktılarla sınırlamak mümkün değil. Tarih boyunca yetiştirdiği önemli şahsiyetlerle insana dair, insan için olan tüm sosyolojik gerçeklerde de kendine yeten bir kıta. Kimi zaman bu ikinci yönün bazı Afrikalılar tarafından bile görmezden gelinmesi, belki de sömürge ve sömürge sonrası dönemlerde peşinden gidilecek gerçek halk kahramanlarının isimlerinin daha fazla duyulmasına mâni olan etkenlerden biri oldu.
Patrice Lumumba da onlardan biriydi. O, yaşamı ve uğradığı suikast sonucunda ölümüyle emperyalizm karşıtı söylemde olduğu kadar Pan-Afrika düşüncesine de ilham veren kişilerden biri olmuştur. İçine doğduğu dönemin ve sömürgecilerin karanlık düşüncelerinin zorluğu ile mücadeleye girişmiştir. Bu mücadele ilk meyvelerini verirken 1961 yılının başında bir suikasta kurban gitmiş, belki ondan rahatsız olanlar tarih sahnesinden silinirken Lumumba, bugün hala anılır olmuştur.
Sankara ile benzer bir son yaşayan Lumumba’nın hayatına değinmek için önce Kongo’da başlayan sömürge dönemine, burada oluşan yapının nasıl örgütlendiğine bakmak isabetli olacaktır. Nitekim bu bölge, kıtanın en zengin yeraltı kaynaklarına sahip olması dışında Afrika’nın paylaşımını uluslararası bir kongreye taşıyacak kadar büyük bir öneme sahiptir.
Değerli Bir Havza ve Ona Sahip Olma Mücadelesi: Kongo
Kongo’nun sömürgeciler tarafından keşfini sağlayan kişi Henry Morton Stanley’dir. Stanley, maceracı kişiliğinin yanı sıra New York Herald muhabiriydi. Kendisine, bir misyoner ve aynı zamanda kâşif olan ve bir süredir Afrika’da kayıp durumdaki David Livingstone’u bulma görevi verildiğinde kıtaya adım atmış, ilk yolcuğunda Zanzibar’a ulaşmıştır. Aradığı Livingstone’u da bugün Tanzanya’nın Demokratik Kongo Cumhuriyeti sınırında kalan Ujiji şehrinde bulmuştur. Sonrasında İngiltere’ye dönmüş, Livingstone’un ölüm haberinden sonra da Afrika’ya ikinci seferini düzenlemeye karar vermiştir.
İkinci seferde Nil Nehri’nin kaynağını bulma üzerine çalışmalar yapmaya başlamış ve Nyanza gölünün Nil’in kaynağı olduğunu tespit etmiştir. Bugünkü Uganda sınırları boyunca ilerlerken Buganda Kralı Mutasa ile tanışmıştır. Mutasa, Stanley’in sarayda İslamiyet karşıtı propagandası üzerine 1875 yılı Ekiminden 1876 Martına kadar yetmiş kadar Müslümanı diri diri yaktırmıştır (Avcı; Kavas, ty.). Ardından Kongo havzasına yönelen Stanley buradaki zenginlikleri keşfetmiştir. Kongolulardan gördüğü sıcak karşılamadan sonra büyük zenginlikler hayal etmiş ve şunları eklemiştir:
“Karşılaştığım her samimi yüzlü yerlide, şu anda yaşadığı verimsizlik durumundan kurtulması adına bana bir yardım vaadi görüyorum: Ona bir çiftçinin güçlü uzuvlu çocuğuna baktığı saygıyla bakıyorum. O, asker-işçi saflarında geleceğin bir üyesidir. Kongo havzası, onun sınıfından yeteri kadarını alabilirsem, uçsuz bucaksız, üretken bir bahçe haline gelebilirdi” (Wrong, 2000:33).
Stanley, değerli ağaçları, fildişlerini ve mineralleri sistematik olarak ayrıntılı bir biçimde açıklamıştır. Yaptığı hesaba göre Kongo havzasında yaklaşık on beş bin sürü ve bu sürülerde yaklaşık iki yüz bin fil olduğu ve her birinin yaklaşık yirmi üç kiloluk fildişi taşıdığını varsaymaktadır. Bu hesabın ekonomik karşılığı beş milyon pounddur (Stanley, 1985: 356). Ekonomik olarak büyük fırsatlar sunan değerli havza Stanley tarafından önce İngilizlere önerilmiş, umduğu karşılığı alamadığında Belçika Kralı İkinci Leopold’un kapısını çalmıştır. Leopold, kendisine sunulan bu cazip teklifi geri çevirmemiş ve Stanley’in gösterdiği doğrultuda Kongo’ya sahip olmak için gerekli adımları atmaktan geri durmamıştır. Stanley, bölgede her zamanki Afrika misafirperverliği ile karşılandıktan sonra yerlilerin, üzerinde tam olarak ne yazdığını anlayamadıkları anlaşmalar imzalamalarını sağlamış, mülk sahiplerinin anlaşmalara koyduğu X işaretiyle bunları yürürlüğe koymuş ve pek çok yerleşim alanının kullanımı bu şekilde Leopold’a geçmiştir. Stanley 1884’te Léopold’un sarayına döndüğünde en az beş yüz antlaşmayla övünebilir durumda bulunmaktadır. Ayrıca Kongo’nun ilk başkenti ve Léopoldville kasabası (bugünkü Kinşasa) olan Vivi’yi kurduğu haberini de vermiştir. Bunlar gerçekten de kral için büyük hediyeler anlamına gelmektedir (Zeilig, 2008: 3). Zaman içerisinde Leopold’un Kongo’daki egemenliği hızla artmış ve devasa boyutlara ulaşmıştır. Nitekim onun adına bölgeye gelenler tipik bir sömürge mantığıyla Kongo halkına zulmetmeye başlamıştır. Kongoluların kendi topraklarında köle haline getirilmesi bu şekilde başlamış ve büyük bir hızla devam etmiştir.

Sömürge arayışının hızlandığı ve Batı ülkelerinin Afrika’da egemenlik yarışına girmeye başladığı dönemde, bu ülkelerin aralarındaki paylaşımı daha net bir şekilde düzenleme ihtiyacı belirmiş ve bu sebeple uluslararası bir konferans tertip edilmesine karar verilmiştir. Bu konferans, bağımsızlığına dek Kongo’nun geleceğine yön verecektir.
Başkasının Topraklarını Paylaşmak: Berlin Konferansı
Berlin Konferansı, 15 Kasım 1884 ile 26 Şubat 1885 tarihleri arasında düzenlenen ve sonucunda yedi bölüm ve otuz sekiz maddelik bir anlaşmanın ortaya çıktığı konferanstır. Sonuçları açısından Afrika’da yaşanan sömürgecilik hızını ve yıkım gücünü artıran bir süreç olarak görülmektedir.
Başlıca düzenlenme sebebi, tüm kıtaya yayılan Avrupa güçlerinin birbirlerinin “egemenlik” haklarına müdahalelerinin önlenmesi ve yeni yerleşilen yerler üzerinden çatışma veya savaşların başlamasını önlemektir. Almanya’nın başını çektiği bu konferansın en önemli hususu Kongo havzası üzerindeki paylaşım savaşının sonlandırılması ve Afrika’nın sömürüsünün doğal bir süreç dahilinde devam ettirilmesi olmuştur. Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Avusturya-Macaristan, Belçika, Danimarka, Fransa, İngiltere, İtalya, Hollanda, Portekiz, Rusya, İspanya, İsveç-Norveç Krallığı, Osmanlı Devleti konferansa katılan ülkelerdir.
Konferansın sunumu noktasında kullanılan dil önemlidir. Aslında Afrika’yı bölme ve sömürme planının teoriden pratiğe dökülmesi için yapılan bu konferans, Afrikalıları rahatsız etmemek için ticaret bölgesi kurulması, serbest dolaşımın sağlanması gibi ilkelerin yaygın hale getirilmesinin önünü açmak olarak da lanse edilmiştir (Şahin, 2018: 4). Konferansın Kongo açısından en kritik maddesi Özgür Kongo Devleti’nin kurulmasının kararlaştırılması ve mülkiyetinin de Belçika Kralı Leopold’a bırakılmasıdır. Koskoca bir ülkenin, başka bir ülkenin kralının şahsi mülkiyeti haline getirilmesi utanç duyulacak vakalardan biri olarak hatırlanacaktır. Kralın yaptığı zulüm ve Kongoluların gözyaşları da hafızlarda durmaktadır. Afrika’nın sahibi Afrikalıların yok sayılması, zaman içerisinde sömürünün, köleliğin ve buna bağlı olarak misyoner hareketlerin de artışını beraberinde getirmiştir. Kongo, daha sonrasında kralın şahsi mülkiyetinden alınıp Belçika’ya bırakılacak ve sömürü artık bireysel bir idareden organize bir yağmaya dönüşecektir.
Empreyalizme Karşı Mücadele ve Lumumba
Patrice Lumumba, 2 Temmuz 1925’te Katako-Kombe bölgesindeki Onalua köyünde doğmuştur. Tetela etnik kökenine mensup bir ailede doğmuş ve Tetela dilini konuşarak büyümüştür. Lumumba, sömürü döneminin içinde doğup büyümüş ve içinde bulunduğu durum ona küçük yaşlarından beri rahatsızlık vermiştir. O dönemde diğer yerlerde olduğu gibi Katako-Kombe’de de Leopold’un emriyle halkın tarlalarda ve çeşitli üretim alanlarında çalıştırılması sürerken diğer yandan da misyonerlerin etkinliği artmıştır. Oluşturulan sömürü düzeni içerisinde yeteri kadar çalışmadığı düşünülen kişilere büyük baskılar yapılmakta ve bu baskılar cezalandırmalara dönüşmektedir.
Zorlu bir dönemde dünyaya gelen Lumumba, henüz çocukluk döneminde arkadaşları arasında baskın bir karakter olduğunu göstermeye başlamıştır. İki çocukluk arkadaşının anlattığı bir hikâye onun çocukluk çağındaki özgüvenini ortaya koymaktadır. İlkokulun dördüncü yılındayken, bölgenin sömürge temsilcisi pamuk ve kauçuk üretimini izlemek için Onalua’yı ziyaret etmiştir. Temsilci, Onalua sakinlerinden gelen pamuğun kalitesinden dert yanmaktadır. Adamın bu tavrından korkan, çekinen köylüler, özür dileyerek ona tavuk ve yumurtalarını teklif etmişlerdir. Lumumba öfkelenir ve “adamı pusuya düşürmek” için iki arkadaşıyla gizlice örgütlenirler. Sonuçlardan korkan arkadaşları, Lumumba’yı terk ederken o beyaz adamla tek başına yüzleşmeyi göze almıştır. O yaşında bir etkisi olmasa da temsilci, gördüklerinden etkilenerek Lumumba’nın babasıyla görüşmek istemiştir (Zeilig, 2008).
Bölgedeki iki okul da misyonerlerin olduğundan çok fazla eğitim seçeneği yoktu. Lumumba ilkokula Katolik misyonerlerin açtığı okulda başladı. Misyoner okullarındaki öğretmenlerin çoğu aynı okullardaki öğrencilik yıllarından sonra öğretmen olmuşlardı. Fransızca, ders olarak müfredatta bulunmasına rağmen, öğretimin çoğu yerel dilde veriliyordu. Lumumba bu okuldan bir öğretmenle yaşadığı sorun yüzünden ayrılmıştır. Öyle ki sorun yaşadığı öğretmeni, daha sonra kayıt yaptırdığı okula da onun hakkında olumsuz referans vererek zorlukların devamına sebep olmuştur. Hayatını değiştirecek en önemli adımlardan biri, okul meselesi sebebiyle Stanleyville trenine binerek oraya gitmesidir. Memuriyetle tanışması, yerleştiği yeri evi kabul etmesi ve geleceğe dair hayaller kurması burada olmuştur. Stanleyville oldukça kritik bir bölgeydi. Bakır zengini Katanga eyaleti ile Güney Afrika’yı birbirine bağlayan bir demiryolu bağlantısı açılmış ve elmas madenciliği genişlemişti. 1930’a kadar Kongo, dünyadaki endüstriyel elmasların en az yarısının üretimini üstlenmişti. Diğer bir üretim alanı ise, sömürge devleti tarafından karlı bir ihracat ürünü olarak teşvik edilen pamuktu. İkinci Dünya Savaşı’nın bitimine yakın yıllarda Kongo, dünyadaki kobaltın yüzde yetmiş üçünü ve dünyanın bakır arzının yüzde on beşini üretmekteydi (Mulopo, 1992: 31).
Stanlevville, Kongo’nun ileride elde edeceği bağımsızlığın ayak seslerinin duyulduğu yerlerden biri olmasıyla ünlenmiştir. Bölgedeki ağır üretim şartları, bir süre sonra işçi sınıfının hak taleplerini beraberinde getirmiştir. Sömürge altındaki bir ülkedeki işçi hakları talebinin yalnızca şartların iyileştirmesi hedefinde olmayacağı, bir adım ötesinin egemenlik talebini beraberinde getireceği açıktır. Nitekim 1941 yılındaki grev, geniş bir alana yayılmış ve Elisabethville’e kadar ulaşmıştır. Asayişin sağlanamayacağından korkan yönetimin bölgeye asker sevk etmesi ve ücretlerin artırılması sözü grevi kırmaya yetmemiş ve can kayıpları yaşanmıştır (Perrings, 1979: 227). Grevler aralıklarla sonraki yıllarda da sürerken, Stanleyville, Lumumba’nın kendini geliştirdiği ve bunu hissettiği yer olmaya başlamıştır.
Çok iyi olmayan Fransızcasını geliştirdikten sonra yazarlığa başlayan Lumumba, La Croix du Congo, L’Afrique et le Monde ve La Voix du Congolais isimli süreli yayınlarda çeşitli yazılar yazmıştır (Zeilig, 2008: 240). Yazılarında salt sömürge düşmanlığından çok siyah ve beyazların uyum içinde yaşama gerekliliğine vurgu yapmıştır. Sömürge yönetiminin gerçekliği ve acı yönü ise beyaz bir kadının ona kendi ülkesinde “pis maymun” şeklindeki hitabında ortaya serilmektedir. Afrikalının çekingenliğinin bitmesi gerektiğine dair inancı burada pekişmiştir (Woodard, 2006: 58).
Lumumba, bir süre sonra évolué statüsüne ulaşmıştır. Bu statü, “uygar” olduklarını kanıtladıkları bir sınavı geçen siyah orta sınıfa verilen bir unvandır. Bu ayrıcalıklı statü, Avrupa standartlarına göre “eğitilen” Kongolulara verilmekteydi. Evolués örneği, bu dönemde Batılı sömürgecilerin sahip olduğu paternalist anlatının tipik bir örneğidir. Paternalist anlatıda Belçika, bağımsızlığına hazır kabul edilene kadar “çocuğunu” eğitmiş ve geliştirmiştir. Lumumba, Belçika tarafından eğitildiğine göre becerilerini ve eğitimini onlara borçlu olmalıydı (Blommaert & Verschueren, 1987). 1954’te Lumumba, Stanleyville’deki en önemli organizasyonlardan biri olan Association des Évolués de Stanleyville (AES) başkanlığına seçilmiştir. 1955’te, bir grup évolués ile hükümet sponsorluğunda bir turda Belçika’yı ziyaret etmiş ve bu turda, Kral Baudouin ile tanışmıştır. Birçok organizasyona katılması, dil ve retorik yeteneği nedeniyle Lumumba, istisnai bir entelektüel olarak kabul edilmiştir (Gerard, 2015: 15). Kendisinin de daha önce yazdığımız mektubunda belirttiği gibi hem Kongolular hem de Belçikalılar tarafından farklı bir konumda tutulduğu gerçektir. Belçika ve sömürge yönetimi hususlarında fikrinin tamamen değiştiği ve sömürge karşıtı kimliğe büründüğü dönem hapsedildiği ve uğradığı ırkçılığın dozunun en yüksek seviyeye ulaştığı zaman yaşanmıştır. Yaşadıkları onu, artık bağımsızlığın en önde gelen savunucularından biri haline getirecektir.
Stanleyville sonrasındaki durağı Leopoldville olmuş ve burada siyasetin daha fazla içinde olma fırsatı yakalamıştır. Leopoldville’de bira satıcısı olarak işe girmiş ve sattığı Polak birasını överek belagatini geliştirmiştir. İşi vesilesiyle bar ve salonlarda siyaset tartışırken ağını genişleterek popüler bir isim olmuştur. Lumumba, siyasi parti Kongo Ulusal Hareketi’ne (Mouvement National Congolais’e; MNC) katılmış ve 10 Ekim 1958’de örgütün başkanlığına seçilmiştir (Lumumba the Political Actor, 2019).
Kongo’yu bağımsızlığa götürecek olayların fitilinin ateşleneceği bu şehir ve Lumumba ile birlikte yeni bir söylem geliştirecek olan Kongo Ulusal Hareketi (Mouvement National Congolais; MNC) Kongo tarihi için büyük bir önem taşımaktadır. Siyasi yükselişi sırasında Lumumba meslektaşları tarafından da saygın bir konuma yükselmiştir. Gana’daki Altıncı Pan-Afrika Konferansı’na davet edilmiş ve oradaki etkileyici konuşmasında şöyle demiştir:
“Bizi tüm Afrika ülkelerinin ve tüm dünyanın nitelikli liderleriyle buluşturan bu tarihi konferans bize bir şeyi gösteriyor: Bizi ayıran sınırlara, etnik farklılıklarımıza rağmen aynı vicdana sahibiz, gece gündüz ıstırap içinde yıkanan aynı ruh, Afrika kıtasını bağımsız kılmak için aynı istek…” (McKown, 1969: 6).
1959 yılında Kongo’nun bağımsızlık süreci hızlanmıştır. Süreç boyunca, Lumumba ve artan milliyetçi ve sömürgecilik karşıtı söylemi Belçikalıları giderek daha fazla rahatsız etmiştir. Belçikalılar Lumumba’nın görüşlerini fazla radikal gördüklerinden daha ılımlı ve “Batı yanlısı” Tshombe’nin bir hükümet kurabileceğini umuyorlardı. Katanga’da Tshombe ve partisi CONAKAT’ı (Confédération des associations tribales du Katanga) desteklemeye başladılar (PANAF, 1973: 99). Belçika hükümeti, silah, insan gücü ve mali destek göndererek, ağırlıklı olarak bu maden zengini bölgede bulunan ekonomik çıkarlarını güvence altına almayı ummuştur.
Dekolonizasyon sürecindeki dönüm noktası, 4 Ocak 1959’da Léopoldville’de patlak veren Avrupa karşıtı ayaklanmanın sonucunda güvenlik güçlerinin müdahalesiyle birlikte çok sayıda Afrikalının ölümüyle sonuçlanmasıdır. Siyasi olarak Kongo’nun üç lider arasında bölünmesini sağlayan Belçika Hükümeti, olayların büyümesi ve büyük yankı bulması sebebiyle geniş bir yelpazedeki milliyetçi örgütleri Ocak 1960’ta Brüksel’de bir Yuvarlak Masa Konferansı’na davet etmiştir. Altı ay sonra, 30 Haziran’da, Kongo resmen bağımsızlığına kavuşmuş ve hızla kaosa sürüklenmiştir. Bağımsızlık gününden kısa bir süre sonra, yeni kurulan ulus ilk zorluklarını yaşamıştır. Kongo ordusu Force Publique isyanıyla başlayan süreçte olaylar tüm ülkeye yayılmıştır. Yönü belli olmayan şiddet dalgası sömürgecilerin vatandaşlarına da yönelmiş ve Belçika hükümeti buna tepki olarak birliklerini bölgeye göndermiştir. Kargaşada Belçika birlikleri, Kabalo’da bazı sivilleri kurtarmaya çalışırken, Force Publique ile çatışmıştır. 11 Temmuz 1960’ta Tshombe liderliğinde Katanga bölgesi ayrılarak Kongo Cumhuriyeti’nden bağımsızlığını ilan etmiştir. Katangalı ayrılıkçılar, Tshombe’ye Lumumba’dan çok daha fazla güvenen Belçika hükümeti tarafından hemen desteklenmiştir. Bu desteğin ana sebeplerinden biri, Lumumba’nın Katanga’da bulunan madencilik şirketlerini kamulaştıracağı ve böylece ülkedeki en ekonomik varlıkları Kongolulara devredeceği korkusuydu.
Sonraki aylarda iç karışıklık dış etkenlerin de etkisiyle büyümüştür. Katanga’nın bağımsızlığını güney Kasai bölgesi bağımsızlığı izlemiştir. Tüm bu gelişmeler Lumumba üzerindeki baskıyı artırmıştır. Batılı ülkeler hem Tshombe hem de Lumumba ile müzakerelerin sonuçsuz olduğunu düşündükleri için Kongo’da bir liderlik değişikliği istemişlerdir. Katanga’nın büyük yeraltı zenginliklerinin paylaşımına dair soru işaretleri ile başlayan sürecin, “komünist” ve “radikal” olarak tanımladıkları Lumumba’nın kontrolden çıkması şeklinde devam ettiklerini iddia etmişlerdir. Başkan Kasavubu’ya başbakanını görevden alması için yapılan baskı sonuç vermiş ve 5 Eylül 1960’ta Lumumba görevden alınmıştır. Bu hamle kargaşayı büyütmekten başka bir şey getirmediği gibi ülkesini seven bir liderin ölümüne yol açmıştır. Batılı güçlerle de yakın bağlantıları olan genç Genelkurmay Başkanı Mobutu, Leopoldville’den kaçmaya çalışırken Lumumba’yı tutuklamış ve onu Katanga ayrılıkçılarına teslim etmiştir. 17 Ocak 1961’de öldürülen Lumumba’nın cesedi kaybolmuş ve ölümünün üstü örtülmeye çalışılmıştır. Ölümünden sorumlu tutulan Belçika ve ABD olaya dair kanıt eksikliği sebebiyle hiçbir zaman Lumumba’nın bedelini ödemek zorunda kalmamıştır. Son fotoğrafında bakanları ile birlikte ayrılıkçı Tshombe askerlerinin elinde görülen Lumumba, iktidarda altı ay kalabilirken, düşmanlarının umduğunun aksine Afrikalıların mücadelesinde hala iktidar ortaklarından biridir.
Kaynakça
Blommaert, J., & Verschueren, J. (1987). The Pragmatics of International and Intercultural Communication. Antwerp: John Benjamins.
Jere, R. J. (2018, Ocak 18). Patrice Lumumba in his own words: “Neither brutality nor cruelty nor torture will ever bring me to ask for mercy, for I prefer to die with my head unbowed…”. New African: https://newafricanmagazine.com/16082/ adresinden alındı
Lumumba the Political Actor. (2019, Ocak 22). Innovative Research: https://innovativeresearchmethods.org/lumumba-the-political-actor/ adresinden alındı
McKown, R. (1969). Lumumba; a Biography. Dobleday & Company, Inc.
Mulopo, L. K. (1992). P. Lumumba Justice pour le héros. Paris: Editions L’Harmattan.
Şahin, G. (2018). “Afrika’nın Sömürgeleştirilme Sürecinde Berlin Konferansı (1884-1885) ve Afrika Basınına Yansımaları.” International Journal of History 10(1): 247–68.
PANAF. (1973). Patrice Lumumba (Panaf Great Lives). London: Panaf Books.
Woodard, K. (2006). Amiri Baraka, The Congress of African People, And Black Power Politics from 1961 United Nations Protest to the 1972 Gary Convention. P. E. Joseph içinde, The Black Power Movement: Rethinking the Civil Rights-Black Power Era (s. 55-78). Oxon: Routledge.
Wrong, M. (2000). In the Footsteps of Mr Kurtz. London: Fourth Estate.
Zeilig, L. (2008). From ‘whiteman in rags’ to revolutionary nationalist: Patrice Lumumba 1925-1960. Social Dynamics, 34(2), 227-258.